Portfolyo Serisi 5: Erdoğan Zümrütoğlu

16 Mayıs - 25 Haziran 2017

Küratör:
Marcus Graf

Asistan Küratör:
Melike Bayık




Plato Sanat, 2013'ten bu yana Portfolyo Serisi sergilerinde, çağdaş sanat ortamının çeşitli disiplinlerinde önemli bir yere sahip olan ve kariyerlerinin ortasında olan sanatçıların eserleri hakkında bize fikir veren solo sergiler düzenliyor. Sanatçıların hem geçmişinden hem de günümüzdeki üretimlerinden parçalar taşıyan bu sergiler bir anlamda retrospektif bir karakter taşıyor. Şakir Gökçebağ, Seçkin Pirim, Orhan Cem Çetin ve Irfan Önürmen'den sonra Plato Sanat bu kez, günümüzün önde gelen çağdaş ressamlarından olan Erdoğan Zümrütoğlu ile Portfolyo Serisi’ne devam ediyor.

Bu sergide Plato Sanat, Erdoğan Zümrütoğlu'nun etkileyici sanat üretiminden son on yıllık bir kesiti sunuyor. Zümrütoğlu eserleri sosyo-politik eleştirileri formüle ederken, daima spontan his ile hesaplanmış rasyonalite arasında değişirler. Eserlerindeki karakterlerin kendilerini izleyiciye açıklamaları için zamanları oldukça azdır ve fırça işinden çıktıktan sonra genellikle koyu renk tonlarında bir denizin içine adeta batarak yok oldukları söylenebilir. İnşaat ve imha arasındaki bu çatallanma, Zümrütoğlu’nun çalışmalarındaki ana karakteristik unsurdur. Gerçekliğin parçacıkları ve parçalı figürler kırık manzaralarda kendilerini kaybederler. Bu unsurlar, bir an için, renk tarlalarının ve damlatmaların olduğu resimsel jestlerin arkasında belirirken, bir sonraki an sadece renklerin ve dokuların olduğu vahşi bir kaosun içinde yok olurlar. Güçlü ve etkileyici olmalarının yanısıra Zümrütoğlu’nun eserleri, gri ve siyah kalın fırça darbeleri ve parlak renk tonları ile, güzelliği hatta kırılganlığı bile ifade etmektedir. Bu eserleri üretmek hiç kolay değildir çünkü sanatçının üretimi, bilinç ve bilinçaltı, spontanlık ve gözlem, mantık ve gözlem arasında sürekli titreşmektedir.

Dönemsel olarak Zümrütoğlu’nun, Eugene Schönebeck ve erken Georg Baselitz geleneğine ait olduğu, hatta Neo-Ekspresyonizm okuluna iyi oturduğu söylenebilir. Sanatçı eserlerinde varoluşsal meseleleri tartışmaktadır.  İşlerinde fiziksel bir direklik ve aynı zamanda aşırılık olduğu da gözlemlenebilir. Boyama işlemi sırasında, sanatçının bedensel hareketi tuval üzerine doğrudan aktarılır; bu yüzden de eserler yaratıcısının hem entelektüel hem de bedensel bir manifestosu gibidir. Bu açıdan Artaud ile de bir benzerlik kurulabilir ki, sanatçı kendisi de, daha önceki iki sergisini Artaud’ya adamıştır. Erdoğan Zümrütoğlu insan vücudunun varoluşsal dili sebebiyle bu sanatçıyla bir bağ kurmaktadır, ayrıca Thomas Bernhard’ı da sever; onunla da ortak yönleri insanoğlunun zayıflıkları üzerine düşünmeleridir. Stockhausen ve Phillip Glass gibi besteciler de onun için çok değerlidir; ortak yaşamı düzenleyici bir kaos olarak görmek bu bestecilerle paylaştığı ortak noktalardır. Zümrütoğlu’nun en kuvvetli yanlarından biri, kendi entelektüelitesini ve sosyo-politik görüşünü, asla resimlerine rahatsızlık verici boyutta bir didaktiklik ve polemik ile yansıtmamasıdır. Kompozisyonlarının parçalı kurgusu her zaman pasif bir okumaya değil proaktif bir izleyiciye ihtiyaç duymaktadır.

Sonuçta, Erdoğan Zümrütoğlu geç modernitenin başarılarını estetik açıdan çekici ve tazeleyici bir biçimde birleştiren, sosyo-politik bir taahhüde sahip olan ve çağdaş resim sanatının gelişimine katkıda bulunan eserleriyle özgün bir kimlik yaratmayı başarmıştır.